Kültür ve Sanat : Tatar Mitolojisi Kahramanları

Eski halklar doğadaki bazı olayları kavrayıp çözümleyemediklerinden bu olaylara mücezai vasıflar kazandırarak onları semavi veya olağanüstü nedenlerle anlatmaya çalışmışlardır. Böylelikle mitoloji ortaya çıkıp halkın masallarını, efsaneleri ve rivayetlerini zenginleştirmiştir. Günümüzde de ise, eski zamanlarda olanlar merak edilmekte ve mitoloji insanların ilgisini çekmektedir. Bu nedenle yazarlar, reklamcılar ve film yapımcıları eski mitoloji kahramanlarını tekrar “canlandırıp” onları piyasaya kazandırmaktadırlar.

Bu bağlamda Tataristan’nın başkenti olan Kazan’da Tatar mitolojisine olan ilgi de artmakta, türlü film, çizgi film çekilmekte, kitaplar yazılmakta ve hatta bazı mitoloji kahramanlarına heykel bile dikilmektedir. Örneğin Kazan’nın ünlü ve ancak yayaların kullandığı Bauman sokağının sonunda İgor Başmakov tarafından yapılan Tatar mitolojisinin “ana” kahramanı olan “Su Anası” figürü şeklindeki fıskiyeyi veya Galiasker Kamal Tatar Devlet Tiyatrosu önündeki “Şürale” heykelini görebilmekteyiz.

Elbette ünlü Tatar şairi Gabdulla Tukay’ın eserlerini yakından tanıyanlar Su Anası ve Şürale hakkında az çok bilgilire sahiptirler. Fakat onlar dışında Tatar mitolojisi hesapsız kahramanlarla doludur. Değerli okuyucularımızı bu kahramanlardan bazıları ile tanışmaya davet ediyoruz.

Tatar mitoloji kahramanları suda yaşayan ve karada yaşayan olmak üzere genel olarak iki kategoriye ayrılmaktadırlar. Karada yaşayanlar ise kendi aralarında ev-avlu-ahır ve orman-tarla olarak ikiye bölünmektedirler.

Göl, nehir, ırmak, kaynak ve kuyu gibi sularda yaşadıkları bilinenler arasında “Su anası”, onun eşi “Su babası” ve çocukları “Su sahibi” gibi kahramanlar bulunmaktadır. Onlar sulara sahiplik yapmakta ve onları rahatsız eden kişileri suya batırıp öldürmekle meşküldürler. Rivayete göre yeni eve gelin olarak düşen kadınlar ilk defa çay suyunu almak için kaynak veya kuyuya gittikleri zaman Su anasını ve onun ailesini sakinleştirmek gelinin ailesine zarar getirmesini engellemek amacıyla kuyuya veya kaynağa bir miktarda bozuk para bırakırlardı. Bu adet günümüze kadar da gelmiştir. Elbette nedenini ve çıkışını bilmeyerek çoğu kişi fıskiyelere, çeşmelere ve diğer su kaynaklarına uğur getirsin diye bir miktar bozuk para bırakmaktan eksik olmuyor.

Karada yaşayan mitoloji kahramanları ise suda yaşayanlara nazaran daha çok çeşitlilik göstermektedirler. Onlar arasında şunlar bilinmektedir:

“Öy iyase” (ev sahibi) evin mahseninde veya bir köşesinde yaşayan uzun saçlı ve sakallı bir varlıktır. Genel vazifesi evi ve ahalisini türlü afet ve zulümlerden korumaktır. Eğer bir afet veya yangın yaklaşıyorsa Öy iyase gecelerin görültü yaparak evde yaşayanları bundan haberdar eder. Ev kadını örgüsünü bitirmeden masada bıraktıysa Öy iyase gecelerin onun işini devam eder. Öy iyasenin devam ettiği örgüye dokunmamak gerekir, aksi takdirde bu onu kızdırır ve evde yaşayanlara türlü hastalıklar getirir. Eski zaman Tatarların inançlarına göre Öy iyasenini sakinleştirmek için her kimseye “Pazar sadakası” verilmesi gerekmektedir.

“Abzar iyase” (ahır sahibi) ahır ve etrafındaki kediler dışında bütün hayvanları korumakla meşkül olan varlıktır. Genel olarak evde yaşadıkları için kediler Abzar iyasenin sorumluluğu altında değildirler ve onlara Öy iyase bakar.

“Biçura” – küçük boydaki kadın kılığındaki ve genel olarak evin çatı katında veya karanlık köşelerinde yaşayan bir varlıktır. Esas görevi evde yaramazlık yapmak, eşyaları yerinden oynatmak veya fırlatmak ve ev sahiplerini alay etmek. Biçura pek çok edebi eserlerde geçmekle

yanısıra ilk olarak 1989 yılında Galiasker Kamal Tatar Devlet Tiyatrosu’nda M. Gilyazov’un yazdığı aynı isimdeki eser Tiyatro’nun bugünki Baş Yapımcısı olan Farid Bikçantayev tarafından sahneleştirilmişti. Biçura’yla ilgili şöyle bir rivayet de edebiyata geçmiştir: Bir gün Molla’nın evinde Biçura yaramazlık yapmaya başlıyor. Molla’ya odun, ayakabı, tuğla, ne bulduysa onu fırlatarak Molla’yı rahatsız ediyor. Bu hallerden tamamen bıkmış olan Molla bir gün tüfek alıyor ve eşyaların ona doğru fırladığı tarafa ateş ediyor. Cevap olarak Molla’nın kafasına bir ayakabı geliyor ve Biçura sesleniyor: “Ya, Molla! Sen okumuş ve bilgi adamsın, ateş ederken bir de dua etsen belki işine yarar” demiş. Molla aynen Biçura’nın dediği gibi yapıyor, ateş ettiği taraftan yaralı sesler geliyor ve o günden sonra yaramazlıklar sona eriyor.

“Şürale” – orman ve tarlalarda yaşayan uzun parmaklı tek boynuzlu şekil olarak insana benzeyen varlıktır. Tek başına orman ve tarlaları gezen insanları yoldan bezdirip ve onları uzun parmaklarıyla gıdıklayarak öldürmektir onun esas görevi. Şürale çift kişiye veya köpek eşliğinde seyahat eden kimselere sataşmaz. Rivayetlere göre eğer yolunuzu Şürale kestiyse asla ve asla ona dişlerinizi göstermeyin, aksi takdirde size “kıti kıti” denilen gıdıklama oyununu teklif edecek ve sizi gıdıklayarak öldürmeye çalışacaktır. Kendisi güzel söhbet eder, konuşkandır, çok soru sorar, fakat ona sorulan soruların hiçbirine asla cevap vermez. Ondan kurtulmak için yakında nehir varsa ona doğru koşmak gerekir, çünki Şürale suyu sevmez ve ondan korkar. İnsanları gıdıklamak dışında Şürale’nin en sevdiği iş ata binmek ve at ölene kadar hızlı şekilde onu koşturmaktır. Tatar edebiyatında Şürale’yi ve onun başına gelenleri en güzel şekilde büyük Tatar şairi Gabdulla Tukay anlatmıştır.

“Ubır” – görünmeyen, görünse kıvılcım topu şeklini alan genel olarak kadınlara sataşan ve onların vücudunda kanlarını emerek yaşamını sürdüren bir nevi vampir tarzı bir varlıktır. Ubır erkeklerden korkar ve onlara bulaşmaz. Gündüzleri kadının üstünde yaşar ve onun karakterinin bozulmasına sebepçi olur. Geceleri ise, kadın uyuduğunda onun vücudunu bırakır ve gezmeye çıkar. Gezi esnasında Ubır bir erkek tarafından yakalanıp dövülürse, ertesi gün onun sataştığı kadın kendisini çok kötü, sanki dövülmüş gibi hisseder. Genel olarak Ubır’ın sataştığı kadınları dışlarlar ve onlardan uzak durmaya çalışırlar.

“Yuha” – güzel kadın kılığına giren ve genç erkekleri yoldan çıkartan ve sonrasında öldüren ve bin yaşına ulaşan yılana verilen ad. Rivayete göre bir yaşından sekiz yaşına kadar olan yılanlara “Hayat” adı verilmekte, sekiz yaşından yüz yaşına kadar olanlara – “Afgi” adı verilmekte, yüzle bin arası yaşındakilere ise “Ajdaha” (Ejderha) adı verilmekte. Ajdaha’yı insanların yaşadığı yerlerde görmek pek mümkün değil, çünki rivayete göre yüz yaşını dolduran yılanı Tanrı “Mühit Denizi”ne sevk etmektedir. Orada bin yaşını dolduran yılan Yuha olma özelliğine sahip oluyor. Fakat Yuha kılığında ancak 40 gün kalabiliyor ve sonrasında tekrar Ajdaha’ya dönüşmektedir. Bazı masallarda genç erkeklerin ve hatta padişahların Yuha’nın güzelliğine aldanıp onlarla evlendikleri bile kaydedilmektedir. Elbette bu tür evlilikler iyi sonuçlanmamaktadır.

Yazı İçerği : Bulat NOGMANOV

TataristanGezi.Com – TG

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir